mhp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mhp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ekim 2010 Perşembe

Yitik Roma şehrinden notlar...

Sky Türk'te muhabir olarak çalıştığım dönemde, 2005'in son günlerinde iş için Tarsus'a gitmiştim. Oraya dair izlenimlerimi kaleme aldım daha sonra ve o yazım Sky Türk'ün web sitesinde yayınlandı. Tabii ki çoktandır yerinde yeller esiyor. Buraya alayım dedim. Mamafih'i arşiv olarak kullanmaya devam ediyorum...

---
 Burak Cop

5 Ocak 2006

Nereyi kazsalar tarih fışkırıyor. Eskiden şehir meydanı işlevi gören geniş bir alan varmış, mesela Başbakan Adnan Menderes`in 1958`deki ziyareti sırasında halka hitap ettiği. Şimdiyse burası arkeolojik kazı alanı olmuş, etrafı çevrilmiş. 

Toprağı yalnızca 5 metrelik bir derinliğe kadar kazmışlar ve ortaya antik Roma döneminden kalma bir yol çıkmış. Zemini taş döşeli bir yol. Çevre düzenlemesi yapılmış, yan kesimlerine sütunlar dizilmiş... Bugünün Tarsusu`nun altında bir şehir daha var adeta. Kentteki pek çok yerde toprak altında gün ışığını görmeyi bekleyen Roma yapıtlarının bulunduğu söyleniyor.

Tarsus hem antik Roma devrinde önemli bir şehirdi, hem de Hıristiyanlık için halen bir kutsiyet ifade ediyor. Bunun sebebi de Saint Paul`ün (Aziz Pavlus) aslen Tarsuslu olması. Aziz Pavlus, genel kabul görmüş yanlış bir kanıya göre, Hz. İsa`nın 12 havarisinden biri zannediliyor. Ama değil. Bununla beraber, şehirleri ve köyleri dolaşarak, `Hıristiyanlığın` bir `din` olarak doğu Akdeniz havzasında yayılmasında çok önemli bir işlevi yerine getirmiş.

Tarsus`ta, işte, bu Aziz`in evinden arta kalanlar olduğuna inanılan, koruma altına alınmış yıkıntılar ve bu yıkıntıların yanı başında da onun adını taşıyan bir kuyu var. Burası Kültür Bakanlığı`nın kontrolünde, turistik bir alan. Vatikan`ın da `hac` güzergahı üzerinde yer alıyor. Ancak Vatikan`ın Tarsus`a ilgisi Aziz Pavlus Kuyusu`ndan ibaret değil. Şöyle ki; şehirde bir de Aziz Pavlus Kilisesi var. Bir dönem `askerlik şubesi` gibi alakasız bir amaçla kullanılan kilise, kendisi de Tarsuslu olan İstemihan Talay`ın kültür bakanlığı sırasında restore edilmiş.

Vatikan da restorasyonun mali yükünü karşılamaya aday olmuş, ancak bir şartla: Kilisenin ibadete açılması ve mekanda sürekli bir din görevlisinin bulunması. Bizim yetkililerin ise `anti-emperyalistliği` tutmuş olacak ki, `Yahu Tarsus`ta kilise cemaati yok ki. Acaba bu Vatikan`ın bir takım emelleri mi var?` diye düşünüp bu talebi geri çevirmişler. Restorasyonu Kültür Bakanlığı kendi kaynaklarıyla gerçekleştirmiş. Sonuçta Aziz Pavlus Kilisesi günümüzde Bakanlığın denetiminde bir `anıt-müze`. Burada ayin yapmak isteyen yabancı turistler yetkililerden izin alıyor ve kilise de her seferinde şöyle 15 dakikalığına falan ibadete açılıyor.

MHP`Lİ BELEDİYE HİZMETTE BAŞARILI

Tarsus`un, görkemli tarihsel zenginliğiyle uyumluluk gösteren, kozmopolit sayılabilecek bir yapısı var. Türkiye`nin pek çok yerine olduğu gibi, Tarsus`a da son yıllarda Güneydoğu`dan yoğun bir Kürt göçü olmuş. Şehrin daha köklü yerli eşrafı ise Türkmenler (`etnik Türkler` de diyebiliriz herhalde) ve çoğu Alevi (Nusayri) olan Araplardan oluşuyor. Ancak 1994`ten beri yapılan 3 yerel seçimi de bu kozmopolit yapıyla pek o kadar uyumluluk göstermeyen bir parti kazanmış: MHP.

Bu ilginç durumun sırrı belli aslında: Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz`ın parlak hizmetleri. Şehirde konuştuğum farklı görüşlerden hemen her insan bunun altını çiziyor. Tarsus`un harikulade bir altyapısı var. Yakında doğalgaza da geçmeye hazırlanıyorlar. 2 yıl üst üste gerçekleşen sel baskınları üzerine belediye aslında DSİ`nin sorumluluğunda olan bir konuya el atmış ve dereler ile kanalları ıslah etmiş. Başkan Kocamaz`ın anlattığına göre, yapılan hizmetlere kaynak sağlanmasında Avrupa Yatırım Bankası ve Alman Devlet Bankası`ndan alınan düşük faizli kredilerin önemli bir payı var.

`BURASI SOL`UN KALESİYDİ`

Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz`la sohbete devam ediyoruz. `80 öncesinde Fatsa gibiydi burası` diyor. `Sadece bizim camiadan 28 kişi öldü. Bunlardan 4`ü ilçe başkanımızdı. Tabii Sol`dan da bir o kadar gitmiştir.`. Kocamaz `aslında sol ağırlıklıydı buralar` diyor, MHP`nin üst üste 3 kez yerel seçimleri kazanmasının istisnailiğini ve önemini vurgularcasına. Atatürk ve İnönü dönemlerindeki dışlanmışlığın ardından 50`li yıllarda Demokrat Parti`yi destekleyen Arap kökenli vatandaşların bir sonraki jenerasyondan itibaren hep Sol`a oy verdiğini anlatıyor. Zaten kendisinden önceki belediye başkanı da, Arap kökenli ve SHP`liymiş.

Sohbetimiz esnasında şehir nüfusunun renkli yapısına ilişkin `Cenab-ı Allah insanları, bir bildiği var ki, kavim kavim yaratmış. Biz ondan daha mı akıllıyız? Kardeşçe yaşayacağız ve Tarsus`un nimetlerini paylaşacağız` diye konuşan Başkan Kocamaz, Tarsus`un Kurtuluş Günü törenlerindeki konuşmasında ise biraz farklı telden çalıyor sanki. Türklerin`genetik yapıları itibariyle bağımsız yaşamaya eğilimli oldukları` gibi, nasıl olup da bilim dünyasını derinden sarsmadığını bir türlü çözemediğim bir vecize sarfediyor. Türklerin `dünyaya nizam vermek için yaratıldığını` savunuyor. `Türk`ün damarındaki asil kan`ın gerekli şartlar oluştuğunda nasıl da `bozkurtlaşacağını` anlatıyor. Tören alanındaki gençlere `Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman, Atatürk ve Rauf Denktaş`tan utanmayacak, onlarla gurur duyacaksınız` (ilginç bir sıralama) diye hitap ediyor. `AB yolundaki dayatmalar`ı eleştirmeyi de ihmal etmiyor düşman işgalinden kurtuluş günü törenlerinde...

ANTİK ROMA ŞEHRİNE ÜLKÜCÜ DAMGASI

Bu kozmopolit Roma şehri bugün ne denli uyum içinde ve iç barış ortamında yaşıyor? 2 günlük bir seyahatte bunu çözmek zor. Ama kurtuluş günü törenlerinde Başkan`ın yaptığı konuşma, kalabalığın arasında elleriyle `kurt` işareti yapan `vatandaş`lar, mehter takımının Osmanlı ezgilerinin yanı sıra `Çırpınırdı Karadeniz` ve `Irmağının akışına ölürüm Türkiyem` gibi eserleri çalması, bir süre önce bir MHP`linin dövülmesi üzerine bir grup MHP`linin kentteki `Kürt mahallesi`nde bir kahvehaneyi basarak ortalığı yıkması ve çok sayıda vatandaşı dövmesi, bu kişilerin polisçe `formalite icabı` gözaltına alındıktan sonra ertesi gün Başkan Kocamaz`ın girişimiyle serbest bırakılması gibi olayları göz önünde bulundurunca... İnsan bilemiyor tabii...



1 Ekim 2010 Cuma

MHP'nin gerici eylemini nasıl yorumlamalı?

Burak Cop
2 Ekim 2010

MHP'liler cuma namazını 900 yılı aşkın bir süredir cami olarak kullanılmayan, Selçuklu hükümdarı Alparslan'ın yanlış hatırlamıyorsam 1064 senesinde namaz kıldığı, Ermeni tarihi ve kültürünün önemli yapıtlarından Ani harabelerinde kıldı. İsteyen Allah kabul etsin diyebilir. 

14-15 yaşlarındaki problemli, kompleksli  bir ergenin tavrına sahip MHP'nin bu siyasi eyleminin ardında sanırım bir tür "bana ne ya, ben oynamıycam işte" mızıkçılığı da söz konusu. Malum, namaz şovunu yaptıkları tarih aynı zamanda TBMM'nin yeni yasama yılının ilk günüydü. Merasimli bir gün, ama MHP yok. Referandumda yaşadıkları hezimetin ardından pek de sağlıklı sayılamayacak bir sine-i millete dönme sembolik hamlesi niteliği de taşıyor bu eylem.  

Memleketin dört bir yanına devasa Türk bayrakları diken tuhaf özgüvensizliğin, düzenin en büyük üçüncü partisinde böylesine çıplak ve çarpıcı bir biçimde vücut bulması enteresan. Daha doğrusu, hüzün verici. Önde gelen "aslî sahipleri"nin (ve de zalimlerinin) arasında bulunduğu halde, MHP, bu coğrafyayı yeniden fethetmekten söz ediyor. Sebep? 95 yıl sonra Ahtamar'da (Akdamar değil!) ve gene o kadar uzun bir aradan sonra Sümela'da Hıristiyanlar ayin yaptıkları için. Senede bir gün üstelik. Sadece "senede bir gün", şarkıdaki gibi.

Dün NTV ana haber bültenine çıkan bir MHP milletvekili "Biz oraya Ani demiyoruz, o Ermenicesi. Biz Anı veya Ocaklı diyoruz" dedi. MHP'liler dilerse "Hastürk Gökbörü Otağı" da diyebilir. Burada sorulması gereken soru şu; MHP bu gerici eylemiyle ne murad ediyor? (Gerici terimini Kemalist  bir manada değil, sol terminolojideki içeriğiyle kullanıyorum)  

Referandumun propaganda sürecinde MHP AKP'ye gerici bir noktadan, şiddetli ve şovenist bir muhalefet yürüttü. Özetle, AKP'nin çakma "Açılım"ına istinaden, "bunlar vatanı bölüyor" tarzı bir muhalefet yürüttü. Ama bunun MHP'ye fayda etmediği 12 Eylül gecesi ortaya çıktı. Bir örnek; geçen seneki İl Genel Meclisi seçiminde Erzurum'da MHP'nin oyu yüzde 20'den fazlaydı. Referandumda ise hayır oylarının oranı yüzde 13'te kaldı, düşünün yani...  

Yani... MHP'nin şovenist ve gerici bir politik hattı sürdürerek toplumsal desteğini büyütme şansı yoktur. Gözleri çok kararmadıysa, fevkalade şuursuz değillerse MHP yönetiminin de bunun farkında olduğunu zannediyorum. Ancak manevra yapacak kabiliyet, kafa yapısı ve daha da önemlisi 'alan'a sahip olmadıkları için, aynı yolda yürümeye devam ediyorlar. 

Devam ediyorlar çünkü şu andaki dertleri seçmen nezdindeki desteklerini büyütmek değil, eldekini konsolide etmek, eldekini kaybetmemek. Halihazırdaki oylarını konsolide etmek istiyorlar. Belki de rasyonel davranıyorlar. Olası bir yumuşama, bu konjonktürde, AKP ve CHP'den oy kaydırır mı MHP'ye? İki büyük parti zaten uyum mesajları verip duruyor bir süredir.

Tabanlarını konsolide etme ihtiyacı ise, tahminimce, BBP'nin MHP oylarını tırtıklaması ihtimalinden kaynaklanıyor. Referandumun kazananlar cephesinde yer alan has faşist BBP, Ayasofya'da namaz kılmak gibi talepler ileri sürüyor. Bu has faşist partinin gençlik teşkilatının geçmişte Ayasofya'da korsan namaz kılma gibi eylemleri de olmuştu. 

Sözün özü, Ani'deki patetik eylem güç kazanmaya değil, eldekini korumaya yöneliktir.